Atatürk'ün Özel Yaşamı (Uydurmalar | Saldırılar | Yanıtlar)

MaRtiNeAgLe

1
Organizasyon Sorumlusu
Katılım
10 Kas 2007
Mesajlar
2,756
Tepkime puanı
0
Atatürk'ün Özel Yaşamı (Uydurmalar | Saldırılar | Yanıtlar)





Yapılan Saldırıların Nedeni


Atatürk milliyetçiliğine dayalı, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmak veya bölmek isteyenlerin önündeki en büyük engel Atatürk'tür.

Öncelikle Atatürk'ün kendisidir.

O'nun Türk ulusunun gönlünde yaşamasıdır, O'na bağlılığıdır.

Atatürk faktörü var oldukça hiçbir güç Türkiye'yi bölemeyecek veya bir İslam devleti kuramayacaktır.

Bu sebeple, amaçları ülkenin batması olan hainler ve onlara göz yumanlar öncelikli hedeflerini Atatürk faktörünü yıkmak olarak görürler.

İzledikleri yöntem ise; öncelikle İslamiyet'i saptırarak demokrasi ve laikliğin Allah'a karşı gelmek olduğunu göstermek,

Müteakiben demokrasi ve laikliği Atatürk'ün getirdiğini vurgulamak,

Ayrıca O'nun hain, namussuz ve İslamiyet düşmanı olduğunu söyleyerek mümkün olduğunca çok kişiyi kandırmaktır.






İftiraların Kaynağı

Yapılan saldırıların en önemli kaynaklarından biri Rıza Nur'dur.

Rıza Nur tıp doktorudur. Birinci ve İkinci Meclislerde iki dönem milletvekilliği yapmıştır.

Lozan Konferansına İsmet İnönü mahiyetinde katılmıştır.

Kurtuluş Savaşından sonra 14 ciltlik "Türk Tarihi" isimli bir eser yazmıştır.

Eylül 1926 da hastalığı münasebetiyle Fransa'ya yerleşir ve kendisine milletvekili maaşı ödenmeye devam edilir.

Atatürk 1927 yılında Nutuk'u okur ve yayımlar.

Nutukta bu kişinin, Balkan Savaşı sırasında vatana ihanet ettiğini, Arnavutları isyana teşvik ettiğini açıklar.

Rıza Nur 1928 yılında Nutuk'u okur ve "Hayat ve Hatıratım" isimli anılarını yazmaya başlar.

Eser tamamen Nutuk'a cevap şeklindedir ve orada geçen olayları ters yüz ederek anlatmaktadır.

Anılarını 1935 yılında, British Museum'a 1960 yılına kadar yayımlanmamak kaydıyla gönderir. Diğer bir ifade ile olay tanıklarının ölmesini bekler.

Anılarında Atatürk'ü kötüler ve bir nevi intikam alır.

Kurtuluş Savaşının kendisinin sayesinde kazanıldığını iddia eder.

Lozanı yapan, saltanatı kaldıran ve devrimlerin fikir babası olarak kendisini gösterir.

Kendi anılarından Rıza Nur'un kişilik yapısını çıkaran doktorların ifadeleri şöyledir.

Ağır bir ruhsal bozukluk, homoseksüel eğilim, narsisizm, paranoid reaksiyon, vs.

Kendi anlatımlarında yazdıkları ise şöyledir.

Gençliğinde tecavüze uğrar, bir harbiyeliye aşık olur ve kadın olmak ister, "kadını erkekle eşit saymak hatadır", "kadın çocuk makinasıdır", "Arnavutları isyana teşvikim iftihar sebebidir" der, vs.






Annesi ve Babasına Yönelik Saldırılar

Zübeyde Hanım bir kişiyle beraber yaşıyormuş. O kişi ölünce babalık davası açmış.

Kişinin yakınları ölen kişinin, Zübeyde Hanımı genelevden iki yaşında oğlu ile birlikte odalık aldığını söylemişler.

Mahkeme geneleve sormuş ve genelevin yanıtına göre Zübeyde Hanım 19 Haziran 1881 de oğlu ile beraber geneleve girmiş ve 11 Nisan 1882 de ölen kişi tarafından çıkarılmış.

Diğer bir ifade ile babası belli değilmiş.






Annesi ve Babasına Yönelik Saldırılara Yanıtlar

Zübeyde Hanım, Ali Rıza Efendi ile 1871 yılında 14 yaşında iken evlenmiştir.

Sözde mahkeme kararı 1882 yılında alınmıştır. Ancak bu tarihte Zübeyde Hanım hala Ali Rıza Efendi ile evlidir ve dört çocuk (Fatma, Ahmet, Ömer, Mustafa) sahibidir.

Ali Rıza Efendi 1893 yılında vefat etmiştir. Diğer bir ifade ile başka birine babalık davası açtığı anda Zübeyde Hanım hâlâ Ali Rıza Efendi ile evlidir. Böyle bir dava açması mümkün değildir.

Ayrıca, Osmanlı da devletten müsaadeli, ruhsatlı ve meşru genelev yoktur.

Dolayısıyla mahkemenin genelev ile resmi olarak yazışması mantıklı değildir.






Soyuna Yönelik Saldırılar

Mustafa Kemal Türk değilmiş.

Yahudi dönmesi, Sırp, Bulgar, Makedonmuş.






Soyuna Yönelik Saldırılara Yanıtlar

Zübeyde Hanımın soyu yörüktür. Fatih Sultan Mehmet döneminde Karamanoğlu Beyliğinin yıkılmasından sonra (1466), Balkanlarda fethedilen yerlerin Türkleştirilmesi için göç ettirilen ailelerdendir.

Aile, Vodina sancağının Sarıgöl nahiyesine yerleştirilmiştir ve sonra Selanik'e göç etmiştir.

Konya bölgesinden geldikleri için "Konyarlar" ismi ile resmi kayıtlara geçmiş ve anılmışlardır.

Ali Rıza Efendinin soyu, Aydın/Söke'den gelerek Manastır vilayetine yerleştirilen, "Kocacık
Yörükleri"ndendir.

Aile, sonra Selanik'e göç etmiştir.

Manastırda yerleştikleri yere "Kocacık" denmiştir.






Sofrasına ve İçkisine Yönelik Saldırılar

Sarhoşmuş, ayyaşmış, sabaha kadar içermiş, körkütük sarhoş olurmuş.

Sofrası zevk ve sefa alemiymiş. Ülkeyi sofradan idare edermiş.

Geceyi içki ve fuhuş aleminde, gündüzü uyuyarak geçirirmiş.






Sofrasına ve İçkisine Yönelik Saldırılara Yanıtlar


Atatürk alkol kullanırdı. Rakıyı tercih ederdi. Baş mezesi leblebi, beyaz peynir ve kavundu.

Ancak günlüklerde ve anılarda aşağıdaki ifadeler vardır.

Ciddi işler konuşulduğunda kahveden başka bir şey içmezdi. Buhranlı zamanlarda O'nun için sofra-içki yoktu.

Korkunç derecede iradesi vardı. Sarhoşluktan hoşlanmazdı.

Atatürk'ün akşam sofraları ünlüdür. Birçok günlük ve anı defterinde aşağıdaki ifadeler vardır.

Atatürk'ün sofrası bir yemek, içki, eğlence sofrası değil bir nevi akademi, dershane idi. Sofranın karşısında bir karatahta bulunurdu.

Sofranın dağılması, görüşülen konunun önemine göre idi. Bazen sabahlanırdı.

Tek eğlence alaturka saz getirip onu dinlemekti. Çoğu zaman gelen sanatçılar bir köşede unutulup geri dönmüşlerdir.

Atatürk sofrasına herkesi bir maksatla davet ederdi. Oraya davet şeref sayılırdı.

Atatürk bilmediklerini sofralarda bilenlerden öğrenirdi. Bakanlar, milletvekilleri hep o tebeşirli karatahtaya kalkmışlardır.

Sofra bir idare yeri değil, dostları ile sohbet ve danışma yeri idi.

Aynı zamanda bir imtihan yeri idi. Bir vazifede kullanacağı kişileri söylemeden, hissettirmeden burada yoklardı.

Atatürk çalışmalarında; zaman, mekân ve imkân kavramlarıyla ilgili değildi. Başladığı bir işi bitirmeden rahat edemezdi.

Az uyurdu. Uykuda geçirdiği zamana acırdı.

Nutuk'u hazırlarken 20-30 saat aralıksız çalıştığı olmuştur. Beraber çalıştığı arkadaşları yorgunluktan baygınlık geçirirken kendisi çalışmaya devam etmiştir.






Cinsel Yaşamına Yönelik Saldırılar

Eşcinsel imiş.

Latife Hanım ile bu yüzden ayrılmış.

Başkalarının eşlerine sarkıntılık edermiş.





Cinsel Yaşamına Yönelik Saldırılara Yanıtlar

Atatürk öncelikle bir insandır. Tabii ki sevmiş ve sevilmiştir. Sevdiklerine mektup, şiir ve şarkılar yazmış ve bunları günlüklerinde açıkça ifade etmiştir.

Eşcinselliğine yönelik Rıza Nur'un iftiralarından başka hiçbir belge ve kanıt bulunmamaktadır.

Yakınları hiçbir evli kadınla ilişkisi olmadığını belirtmektedir.

Ayrıca hiçbir ilişkisini Köşke taşımadığı, saati saatine tutulan Nöbet Defterinden anlaşılmaktadır.

Bu defterde bazen Büyük Bayana gittiğinden bahsedilmektedir. Ancak bu bayan kardeşi Makbule Boysan (Atadan)dır.

Atatürk'ün evliliği yaklaşık 2,5 sene sürmüş ve 5 Ağustos 1925 ayrılmışlardır.

Tüm yakınlarının belirtiklerine göre ayrılmayı Mustafa Kemal istemiştir. Latife Hanım son ana kadar umudunu kaybetmemiş ve tekrar beraber olabilmek için her türlü yakını araya koymaya çalışmıştır.

Ayrıldıktan sonra bir daha evlenmemiş ve Atatürk'e bağlılığını sürdürmüştür.






Dini İnancına Yönelik Saldırılar

Mustafa Kemal dinsizmiş, kâfirmiş.

Laiklik adı altında din düşmanlığı yapmış.

Devletin dini olmaz diyene Müslüman denemezmiş.






Dini İnancına Yönelik Saldırılara Yanıtlar

Öncelikle herkesin dini kendinedir ve hiç kimseye kimseyi yargılamak düşmez.

Atatürk söylevlerinde şunu açıkça belirtmiştir. İslamla birlikte insanlık, dünya yaşamını düzenlemede yararı, zararı kendine ait olmak üzere serbest kılınmıştır.

Kuranda bunu belirten sayısız ifade bulunmaktadır.

Atatürk ayrıca şunları da belirtmiştir.

Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur, Din, Allahla kul arasındaki bir bağdır, Bizde ruhbanlık yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin gereklerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz, Bizim dinimiz için herkesin elinde bir değer ölçüsü vardır. Hangi şey ki akla, mantığa, toplum çıkarlarına uygundur, biliniz ki o dinimize de uygundur.

Atatürk İslam dinine şu hizmetleri yapmıştır.

Kuranı ilk kez Türkçeye çevirtmiş, bastırmış ve ücretsiz olarak dağıtmıştır.

Kuranın bilimsel tefsirini yaptırmış, bastırmış ve ücretsiz olarak dağıtmıştır.

Bazı hadislerin çevirisini yaptırmış ve dağıtmıştır.

Hutbeleri ve ezanı Türkçeleştirmiştir.

Din görevlisi ihtiyacını karşılamak için imam-hatip okulları açtırmıştır.







Para İle İlgili Saldırılar

Zengin olma hırslısı imiş.

Mal edinme hırslısı imiş.

Devletin parasını keyfi ve zevk-sefa âlemlerinde harcamış.

Hint Müslümanların gönderdikleri yardım parasını zimmetine geçirmiş.






Para İle İlgili Saldırılara Yanıtlar

Atatürk 1927 yılında çiftlik gelirlerini CHP ye bırakmış, 1937 yılında ise tüm mal varlığını hazineye yani milletine bağışlamıştır. Ayrıca özel bir yasa ile mirasçılarının pay alma haklarını ortadan kaldırır.

Bunun üzerine BMM kendisine bir teşekkür telgrafı geçer.

Atatürk'ün cevabı şu şekildedir. Yapılan bir vazifedir.

Para ve mal edinme hırslısı olan bir kişi için bu davranış pek mantıklı değildir.

Kişinin aynası işidir sözünden hareketle yine Atatürk'ün para ile ilgili yaptıklarına ve
icraatlarına bakmak uygundur.

Üzerinde para taşımazdı. Şahsı ile ilgili yapılan harcama dökümlerini bile detaylı incelemezdi.

İstanbul da kalınan zamanlarda aldığı maaşı masrafları karşılamaya yetmez, borçlanılırdı.

Ankara'ya döndüklerinde kemer sıkıp borçlarını öderdi.

Yardım paralarından artanlarla iklim ve ürün yönünden farklı bölgelerde çiftlikler alır ve yeni Türkiye'ye modern çiftçiliği öğretir.

Makineli tarımı başlatır. İmalathaneler, fabrikalar, bahçeler, bağlar, parklar yaptırır.

Ankara'da birkaç satış mağazası açılır. Müteakiben İstanbul'da da iki satış mağazası açılır.

Ankaranın çevresinde büyük bir orman geliştirilmesine başlanır.

Atatürk'ün maaşı, ödeneği ve emekli aylığından başka geliri yoktur.

Emekli aylığını hiç harcamaz ve İş Bankasında bulunan bir hesapta biriktirir.

9.000 TL. maaş almaktadır. Bu paranın 2.000 TL.sini (sonradan 3.000 TL.sini) İsmet İnönü'ye, 1.100 TL.sini ise başka altı kişiye aylık yardım olarak verir.

Kalan para ile Köşkün (çalışanların ve konukların yemekleri de dahil) masrafları ödenir.

Seyahatlerinde sadece tren veya vapur ister, harcırah almaz maiyetine de aldırmaz. Tüm masrafları kendisi karşılar.

Atatürk öldüğünde toplam 73.020 TL. birikimi vardır. Bunu da vasiyetinde CHP ye bırakır.

Aylık ortalama geliri 10.000 TL. kabul edilirse yaklaşık 7 aylık birikimi bulunmaktadır.

Atatürk ayrıca Mücevherler isimli bir defter tutmuştur. Defterin dökümü şu şekildedir.

Kravat iğnesi.

10 adet kol düğmesi.

1 adet kol, 2 adet cep saati.

3 adet saat zinciri.

4 adet köstek.

İstiklal Madalyası.







Ölümüne ve Cenazesine Yönelik Saldırılar

Ölümü çok içki içmesindenmiş.

Ölüm saati uydurmadır aslında 02.00 civarında ölmüş.

Cenaze namazı kılınsın istememiş ve kılınmamış.





Ölümüne ve Cenazesine Yönelik Saldırılara Yanıtlar

Atatürk öldükten sonra otopsi yapılmaya gerek görülmemiş ve (alkolle bağlantılı) sirozdan öldüğü rapor edilmiştir.

Oysa tıp uzmanları günümüzde bile biyopsi, bazı tahliller veya otopsi yapmadan sirozun sebebinin söyleyemeyeceklerini ifade etmektedir.

Atatürk'e biyopsi, bu tahliller veya otopsi yapılmamıştır. Yani alkol bağlantılı siroz tanısı sadece tıbbi bir sanıdır.

Sirozun dört sebebi olabilir.

Daha önce geçirilen sıtma. Atatürk iki defa sıtma geçirmiştir.

Hepatit virüsleri. Atatürk birçok diş tedavisi geçirmiştir. O günkü koşullarda kapabilir.

Dengesiz beslenme. 12 yıl savaşta kalmış ve sonrasında da düzenli beslenmemiştir.

İçki. Gündüz içmez, akşam içkili sofra var ise bir küçük rakının yarısını içmiştir.

Ayrıca yabancı doktorların raporlarında, muayenelerden ve tahlillerden elde edilen bulgulara dayanarak Atatürk'te bulunan sirozun alkol bağlantılı siroz olamayacağı belirtilmiştir.

Ancak ölümünden sonraki rapora Türk doktorlar tarafından alkolle bağlantılı siroz yazılmıştır.

Atatürk'ün 09.05 te ölmediğini kanıtlayan hiçbir belge bulunmamaktadır.

01 Ekim-10 Kasım 1938 arasında iki ayrı son nöbet defteri tutulmuştur. Birinci deftere sağlık durumu dakika dakika işlenmiştir.

Buna göre o gece yarısı bile tedavisine devam edilmiş en son 08.30 da serum verilmiştir. 09.00 da nabız 130, soluk alıp verme 34 olarak kayıt edilmiştir.

Atatürk son iki gününü komada geçirir. Bu zaman zarfında hiç yalnız (heyet bulunmakta) kalmamıştır.

Dolayısı ile bu zaman zarfında cenaze namazımı kılmayın gibi bir istekte bulunacak durumda değildir.

Cenaze namazı 19 Kasım 1938 saat 08.10 da Dolmabahçe sarayının büyük salonunda kılınmıştır. 1. inci Or.K.Org.Fahrettin Altay'ın da hazır bulunduğu namazı kıldıran Ord.Prof.Şerafettin Yaltkaya'dır.

Atatürk, 11 Kasım 1930 öğleden önce 10 doktorun kontrolünde ve Prof.Dr.M.Lütfü Aksu nezaretinde tahnit edilmiştir.

Tahnit edilen tabut 9 Kasım 1953 de 10 kişilik bir heyet huzurunda açılır.

Gül ağacından tabutun içinde madeni bir sanduka bulunmaktaydı. İçi muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşı doluydu. Talaşın içinde cesedin sarılı bulunduğu muşamba, daha sonra beyaz kefen içinde parafinli sargılarla sarılmış olan ceset bulunmaktaydı. Ceset bozulmamıştır.






Ey Okuyucu

Yapılan saldırılarla aynı zamanda Cumhuriyet tarihi değiştirilmeye çalışılmakta ve Türk kimliğinden uzaklaştırma politikası güdülmektedir.

Diğer bir ifade ile bu saldırılar aynı zamanda Türk ulusuna, Türk yurduna ve Türk devletine yapılmaktadır.

Dolayısı ile bu saldırılar bütünlüğümüze, rejimimize, ulusal kimliğimize, güvenliğimize ve geleceğimize yapılan saldırılardır.

Bu nedenle sorumluluk duygusu taşıyan tüm vatandaşlarımızın bu saldırılarla elinden geldiğince mücadele etmesi gerekmektedir.


İsmet Görgülü | Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi
 
Moderatör tarafında düzenlendi:

63owen63

vwTürk Üyesi
Katılım
11 Şub 2007
Mesajlar
2,157
Tepkime puanı
0
Yaş
32
Eline sağlık muratcım, şimdi okumadım, gece sakin kafayla okuyacagım,tekrar yazarım :)
 

fatihsezgin

vwTürk Üyesi
Katılım
22 Ocak 2007
Mesajlar
1,588
Tepkime puanı
0
Yaş
31
oldukça anlamlı bir paylaşım olmuş,paylaşımınız için teşekkürler
 

a4udi

Forum Sorumlusu
Katılım
29 Tem 2010
Mesajlar
4,585
Tepkime puanı
7
Şehir
Ankara
Aracınızın Markası
Audi
Aracınızın Modeli
A4 TDI Quattro
Emeğinize sağlık, en kaliteli paylaşımlardan biri :tebrik:

Manevi değeri ise paha biçilemez, her üye arkadaşımızın bir defa okuması gerektiğini düşünmekteyim, toplumsal bilinç kazanmak zorundayız. :)
 

97PassatT

vwTürk Üyesi
Katılım
15 Tem 2005
Mesajlar
230
Tepkime puanı
0
Bunları hangi hasta ruh haline sahip kişler yapar inanmak çok zor tüm dünyanın kabul ettiği,hatta bazı ülkelerin bağımsızlık hareketinde yaptıklarını kendilerine yol haritası olarak gördükleri bir lider için yazılanlar ,iftiralar hakikaten utanç vericidir,ama burada yapıldığı gibi önemli olan tarihi iyi okuyup ,öğrenmek ,bunu sonraki nesillere aktarmaktır ,bu hepimize vede bizden sonrakilere düşen bir görevdir.
Nutuk'u herkesin okumasını tavsiye derim öncelikle genç neslin.
 

63owen63

vwTürk Üyesi
Katılım
11 Şub 2007
Mesajlar
2,157
Tepkime puanı
0
Yaş
32
10 yıldan fazlası savaş ortamında geçen insanın ölmesini alkole baglıyorlar ya , cok gülüyorum, illaki alkol tüketiminin etkisi olmuşturda, bu adam da insan ecel gelip alacak canını bir şekilde bir bahaneyle. bırakın fiziksel eksiklikleri beslenme kişisel bakım vs, üzerindeki yük sorumluluk ve imkansızlıkların altında yaşadığı psikolojiye sahip kaç tane insan şuan ayakta durabilir ?

En basitinden bugün günlük hayatımızda minicik şeyleri bile stress yapıp kendimizi türlü sıkıntılara hallere soktugumuzu varsayarsak, M.Kemal Atatürk'ün bünyesi bence bir cogumuzunkinin aksine daha dayanıklı saglam ,fazla bile dayanmıştır..
 

captagon

vwTürk Üyesi
Katılım
7 May 2010
Mesajlar
30
Tepkime puanı
0
Yaş
37
Çok güzel paylaşım. Elinize sağlık.
 

Uyguntin

1
Forum Sorumlusu
Katılım
19 Nis 2005
Mesajlar
28,952
Tepkime puanı
2
Yaş
54
10 yıldan fazlası savaş ortamında geçen insanın ölmesini alkole baglıyorlar ya , cok gülüyorum, illaki alkol tüketiminin etkisi olmuşturda, bu adam da insan ecel gelip alacak canını bir şekilde bir bahaneyle. bırakın fiziksel eksiklikleri beslenme kişisel bakım vs, üzerindeki yük sorumluluk ve imkansızlıkların altında yaşadığı psikolojiye sahip kaç tane insan şuan ayakta durabilir ?

En basitinden bugün günlük hayatımızda minicik şeyleri bile stress yapıp kendimizi türlü sıkıntılara hallere soktugumuzu varsayarsak, M.Kemal Atatürk'ün bünyesi bence bir cogumuzunkinin aksine daha dayanıklı saglam ,fazla bile dayanmıştır..
Bir başka tez de cephede yakalandığı sıtma tedavisi amacıyla almış olduğu "kinin"in siroza yol açtığı... Tıbbi çevreler de bunun olabileceğini doğruluyorlar.

Kaldı ki; alkolden rahatsızlanıp da yaşamını yitirmiş olsa ne farkeder? Sen de mesajında değinmişsin; böyle bir sorumluluğu, beraberinde tehlikeyi üstlenmiş, cepheden cepheye koşmuş, hem kendi insanıyla hem de düşmanla ayrı ayrı uğraşmış, herşey bittikten sonra da yeni ve çağdaş bir ülke inşa etmekle uğraşmış, tüm bunlardan dolayı özel hayatı neredeyse olmamış ve olan kısmından da açıkçası hayır gel(e)memiş bir insandan evet neticede bir "beşer"den bahsediyoruz Mehmet... Tabi ki bu şartlarda bazı zaafları da oluşabilecektir, aslında "oluşmaması" daha "düşündürücü" ve kişiliği hakkında endişelendirici olmalı Bence...!!!

Ben kendi adıma konuşayım; böyle bir durumda alkol değil daha ağırlarını bile kullanıp, müptelası olabilirdim belki.. Ne yalan söyleyeyim?

Önemli olan Ulu Önder'in ne şekil ve oranda alkol tükettiği değil, almış olduğu az veya çok alkolün ülkeyi yönetimi, aldığı veya tartışmaya açtığı kararlar, dış politikamız gibi unsurlara olumsuz etki edip etmediğidir...

Varsayalım ki bazılarının iddia ettiği gibi; Ulu Önder "sözde" alkolik veya sarhoştu...!!! Sarhoşken bu kadarını başardıysa; o zaman alkol almıyor veya ayık olsaydı, demek ki Türkiye Cumhuriyeti sınırları Balkanlar'dan Mısır'a kadar uzanacak, belki de Ortadoğu coğrafi kavramı yerine "Türk Bölgesi" kavramı oluşacaktı...!! :)

Yani bunların hepsi Bence boş şeyler. Öyle olsa ne olur, böyle olsa ne olur? Liderliğinde, önderliğinde yapılan, başarılan işler, gerçekleştirilen reformlar ortada... Gerisinden Bize ne? Bizim örnek almamız/vermemiz gereken kısım Atatürk'ün özel yaşamı değil ki; fikirleri, ülküsü ve reformist yapısı, ruhu... O zaman her Atatürkçü olan vatandaşın illa ki her gece leblebi ile rakı içmesi gerekirdi, öyle değil mi? Arasında hiç viski içen veya ağzına alkol koymayan yok mu? :)

Bir ülkeyi yöneten kişilerin -işlerine ve dolayısıyla ülkeye olumsuz etkisi olmadığı sürece- ne günde kaç kadeh içtiklerinin önemi olmalı ne de kaç rekat namaz kıldıklarının... İçenin de namazını kaçırmayanın da -bu ülkeye, halkına samimi hizmeti, faydası olduğu sürece- başımın üzerinde yerleri var..
 

MaRtiNeAgLe

1
Organizasyon Sorumlusu
Katılım
10 Kas 2007
Mesajlar
2,756
Tepkime puanı
0
Birşey değil arkadaşlar,Bu güzel konuya yorumlarınızla katkıda bulunduğunuz için bende sizlere teşekkür ederim.:tebrik:

Ama bu forumda daha fazla yorum almalıydı en azından paylaşım için teşekkür bile yeterdi.....
 

TFSİ1

vwTürk Üyesi
Katılım
29 Eki 2010
Mesajlar
1,753
Tepkime puanı
0
Yaş
32
Paylaşım için teşekkürler.
 

63owen63

vwTürk Üyesi
Katılım
11 Şub 2007
Mesajlar
2,157
Tepkime puanı
0
Yaş
32
Bir başka tez de cephede yakalandığı sıtma tedavisi amacıyla almış olduğu "kinin"in siroza yol açtığı... Tıbbi çevreler de bunun olabileceğini doğruluyorlar.

Kaldı ki; alkolden rahatsızlanıp da yaşamını yitirmiş olsa ne farkeder? Sen de mesajında değinmişsin; böyle bir sorumluluğu, beraberinde tehlikeyi üstlenmiş, cepheden cepheye koşmuş, hem kendi insanıyla hem de düşmanla ayrı ayrı uğraşmış, herşey bittikten sonra da yeni ve çağdaş bir ülke inşa etmekle uğraşmış, tüm bunlardan dolayı özel hayatı neredeyse olmamış ve olan kısmından da açıkçası hayır gel(e)memiş bir insandan evet neticede bir "beşer"den bahsediyoruz Mehmet... Tabi ki bu şartlarda bazı zaafları da oluşabilecektir, aslında "oluşmaması" daha "düşündürücü" ve kişiliği hakkında endişelendirici olmalı Bence...!!!

Ben kendi adıma konuşayım; böyle bir durumda alkol değil daha ağırlarını bile kullanıp, müptelası olabilirdim belki.. Ne yalan söyleyeyim?

Önemli olan Ulu Önder'in ne şekil ve oranda alkol tükettiği değil, almış olduğu az veya çok alkolün ülkeyi yönetimi, aldığı veya tartışmaya açtığı kararlar, dış politikamız gibi unsurlara olumsuz etki edip etmediğidir...

Varsayalım ki bazılarının iddia ettiği gibi; Ulu Önder "sözde" alkolik veya sarhoştu...!!! Sarhoşken bu kadarını başardıysa; o zaman alkol almıyor veya ayık olsaydı, demek ki Türkiye Cumhuriyeti sınırları Balkanlar'dan Mısır'a kadar uzanacak, belki de Ortadoğu coğrafi kavramı yerine "Türk Bölgesi" kavramı oluşacaktı...!! :)

Yani bunların hepsi Bence boş şeyler. Öyle olsa ne olur, böyle olsa ne olur? Liderliğinde, önderliğinde yapılan, başarılan işler, gerçekleştirilen reformlar ortada... Gerisinden Bize ne? Bizim örnek almamız/vermemiz gereken kısım Atatürk'ün özel yaşamı değil ki; fikirleri, ülküsü ve reformist yapısı, ruhu... O zaman her Atatürkçü olan vatandaşın illa ki her gece leblebi ile rakı içmesi gerekirdi, öyle değil mi? Arasında hiç viski içen veya ağzına alkol koymayan yok mu? :)

Bir ülkeyi yöneten kişilerin -işlerine ve dolayısıyla ülkeye olumsuz etkisi olmadığı sürece- ne günde kaç kadeh içtiklerinin önemi olmalı ne de kaç rekat namaz kıldıklarının... İçenin de namazını kaçırmayanın da -bu ülkeye, halkına samimi hizmeti, faydası olduğu sürece- başımın üzerinde yerleri var..
Katılıyorum ağabey, yani şu gün bir çok konuda ağız dolusu laf yapan insanların o şartları günün koşullarında degerlendirmeleri lazım ( ki yaşamadan imkansız olacagını düşünüyorum )
Hani Allah tekrar yaşatmasın da ; bizde ki '' bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma '' olgusu yüzünden çok komik durumlara düşebiliyor insanlar, heleki böylesine hassas bir konuda. Atatürk ün hepimiz gibi 'beşer' olduguna kanaat getirmek bir cok konuda objektiflige ilk adım bence , keşke milletçe bunu başarabilsek :)
 

glf26

vwTürk Üyesi
Katılım
24 Ara 2008
Mesajlar
354
Tepkime puanı
0
Bu gerekli paylaşım için şahsım adına teşekkür ederim.
Metin abinin de dediği gibi,özel hayat kimseyi ilgilendirmez.
Önemli olan o yüce insanın bu ülkeye kattığı değerdir.
Rahmetle anıyoruz.
 

RadaR65

Uzaklaştırılmış Üye
Katılım
27 Nis 2010
Mesajlar
1,975
Tepkime puanı
0
Yaş
25
murat abicim emeğine ellerine kollarına sağlık..güzel bir paylaşımda bulunmuşsun...

Metin abiye katılıyorum..çoğu kişi bazı şeyleri bilmeden etmeden konuşuyor..işlerin boyutları aslında çok ama çok farklı ama bunu kimseye anlatamazsın..

Atatürk içki içiyorsa sigara içiyorsa ve ölümü bundan dolayı olmuşsa(!) bi durup düşünmek lazım..neden içti diye..konuşulacak çok şey var ama forum kuralları ve tartışma sevmeyen huyum müsade etmiyor bunları konuşmaya...
 

GtiAbt

vwTürk Üyesi
Katılım
13 Nis 2010
Mesajlar
270
Tepkime puanı
0
Gözlerim dolu dolu olarak okudum.Bizim şerefimizi,namusumuzu,kimliğimizi kurtaran adam eşcinselmiş,sarhoşmuş,dinsizmiş..Bu iddiaları ortaya atacak kadar hayasız,şerefisz ve haysiyetsiz insanların olması ve bunlara inanıp marifetmiş gibi kendi Ata'sına kin duyan bir kesimi kendi içimizde barındırmamız gerçekten ibret-i alemdir.
Bu yazıyı hazırlayan ve sunana çok teşekkür etmekle birlikte bir insanın dininin sorgulanmasının en büyük dinsizlik olduğunu tekrar hatırlatmak istiyorum.Burada yazılan cevapların bir on katı kadarını da Ata'mızın hayatını,felsefesini araştıran insanlar bulabilirler.Ama bunu sorgulamak bile kimsenin haddi değildir.
 

speedy

vwTürk Üyesi
Katılım
25 Mar 2006
Mesajlar
1,599
Tepkime puanı
0
Yaş
34
Bu paylaşım için çok teşekkür ederiz. Gerçekten harika. Çok iyi tanıdığım bir iç hastalıkları uzmanı da bana Atatürk'ün hastalığının sebebinin büyük ihtimalle hepatit olduğunu bundan en az 8-10 sene önce söylemişti.
 

Halil Kara

vwTürk Üyesi
Katılım
25 Kas 2006
Mesajlar
3,011
Tepkime puanı
0
Yaş
35
Güzel bilgiler, bu yazıyı hazırlayan Sn. İsmet Görgülü, Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi ve foruma taşıyan Murat ağabeyime teşekkürlerimi iletirim.
Yılmaz Özdil' in bir sözü vardır; Atatürk sarhoş kafayla bu ülkeyi kurdu diyorsunuz, siz ayık kafayla yönetemiyorsunuz !
 

gercekefsane

vwTürk Üyesi
Katılım
20 Ağu 2010
Mesajlar
112
Tepkime puanı
0
Yaş
43
çoooooook teşekür ederim elinize sağlık Atatürk' e hakaret ededinin önce kimliğine bakmak lazım, Atatürk saltanatı kaldrımakla kalmamış bazı işe yaramaz bürokratlarında saltanatını kaldırmış e tabi bu kimsenin iişine gelmez Atatürk e saldıranları şiddetle kınıyorum yokluk ve sefalaet içinde koca bir imparatorluğun enkazından bağımsız bir devlet çıkarabilecek babayiğit varsa çıksın bizde ellerinden öpelim ama nerde...hatta bazı mallar Osmanlı imparatorluğunu Atatürkün yıktığını bile söyleyecek kadar ahmak boş kafalı ve hain ...Vatanıma ,ülkeme ,dinime ,kutsal sağdığımız değerlere dil uzatan ve karalayanları mübarek gecede Allahın sonsuz adaletine havale ediyorum , kuşkusuz Allah bunların hesabını onlara tek tek ödetecektir.....
 

06onur

vwTürk Üyesi
Katılım
20 Kas 2009
Mesajlar
1,599
Tepkime puanı
1
Hakaretlerin çoğunu duymamıştım. Cevaplar da çok iyi resmi tarihimizde bile yanlış tanıyoruz. Paylaşanların elleri dert görmesin.
Bildiğim birşey vardı oda Atatürk'ün ileri görüşlülüğünün tesadüf olmamasıydı. Sürekli kitap okuyan(2000den fazla kitabı bulunan üniversite kitaplığı kuran ve en çok kendi uğrayan), çok az uyuyan, Avrupa görmüş bir insanmış. Şehir planlaması da, ülkeyi yapılandırması da, sanayiyi kurması da, makineli tarıma geçmesi de, uçak üretmesi de bilgiden.

1930larda uçak üretip, ihraç edebilecek duruma gelen ülkem Türkiye,yıl 2011 olmuş hala otomobil üretme hayalinde, lafım Türkiye'nin kendileri tarafından ileri götürüldüğünü söyleyenlere...
 
Üst Alt