Atatürk'ile İlgili İlginç Bilgiler

SæFæK

vwTürk Üyesi
Katılım
19 Kas 2010
Mesajlar
333
Tepkime puanı
0
Yaş
29
ATATÜRK'ÜN HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKEN 30 ŞEY

1. "ATA" LAFINI SEVMEZDİ

"Atatürk" hitabını ilk kez dönemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almıştı. Kendisine " Ata " diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.



2. EN SEVDİĞİ YEMEK

Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayati boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.



3. EN BÜYÜK HAYALI DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI


Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.



4. BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU" YDU

Binlerce kitabi vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayati boyunca hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin'in ünlü Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır, her gün rasgele bir yerinden açar, birkaç sayfa okurdu.



5. KABUL SALONUNDA Kİ AT YAVRUSU


Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fox" adini verdiği köpeği, Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin Çankaya Köşkü kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.



6. TAM BİR SALON ADAMI


En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu. Klasik Bati müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.



7. GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI

Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel olarak dikilirken sonra yerli malı kullanma kampanyasına öncülük edebilmek için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.



8. DOLABINDA LACİVERT'E YER YOKTU

Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takım giymeyi sevmezdi.



9. ÖLÇÜLERİ

Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı giyerdi.



10. RUMELİ ŞİVESİ

Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle telaffuz ederdi.



11. HAZİN BİR HİKAYE

Hayatında bir dönem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarının nerede olduğu bilinmiyor.



12. CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU.

Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.



13. PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE


Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı eliyle bir koleksiyon hazırlattı.



14. KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI


Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi. Yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.



15. DÜZEN TAKINTISI VARDI

Evlerde bile eğri duran eşyaları düzeltmeden rahat edemezdi.



16. HOŞGÖRÜLÜ LİDER

Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tütünü içmeye çalışırken eli yanmış, "Alın bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti. Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.



17. SİGARA PAZARLIĞI

Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk "sekiz" demişti. Doktor bunu günde bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti :" Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım".



18. "BU NASIL HALKÇILIK?"

Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün milletvekillerinden bilet parası almamasına şaşırmış nedenini sormuştu. Trenin milletvekillerine bedava olduğunu örgenince epey sinirlenmiş, "Ne de güzel halkçılık ama" demişti.



19. "LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!"


İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti : "Adam olmak demektir hocam, adam olmak! "



20. KURBANLARI BAĞIŞLARDI

Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.



21. YABANCI DİLE MERAKI

Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca'yı sonraki yıllarda geliştirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya Fransızca sözcükler de eklerdi.



22. FASULYESİNE POKER


Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı. Oyun sonunda kazandıklarını iade ederdi.



23. KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI


Cephelerde düşmanla göğüs göğüs'e savaşmış biri olarak en ilginç özelliği savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.



24. KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ

Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının duyuyor olmasına şaşırmış anılarında bunu espirili bir dille anlatmıştı :"T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar".



25. BİR RİCASI

Bir gün halk arasında dolaşırken kara çarşaflı bir kadına rastlamış, "Hafız Hanım benim hatırım için başındaki örtüyü açar mısın ?" diye sormuştu. Kadın çarşafını açarak, Atatürk' ün ellerini öptü.


* Ali Kılıç; Kemal Arıburnu, Ayyaldız Matbaası- Ankara 1960 ‘Atatürk Anekdotlar, Anılar’, s: 197 )



26. BİLARDO VE YÜZME

Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner , yüzmeye gider ve bilardo oynardı.



27. EN BAŞARILI DERS.


Eğitim hayatı boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayati boyunca sürdü.



28. YAĞCILARA GEÇİT YOK

Yağcılara çok kızardı. Bir akşam sofrasında kendisine gereksiz şekilde iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.



29. SON YILBAŞI GECESİ

1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile baş başa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana hediye etmişti.



30. KÖŞKTEKİ GÜVERCİNLİK

Kuşları çok severdi. Çankaya Köşkü`nde özel bir bakicinin ilgilendiği güvercinliği vardı
 

SæFæK

vwTürk Üyesi
Katılım
19 Kas 2010
Mesajlar
333
Tepkime puanı
0
Yaş
29
En çok dikkatimi çeken olay şu oldu;


Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tütünü içmeye çalışırken eli yanmış, "Alın bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti. Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.


Liderlik böyle birşey..
 

fatihsezgin

vwTürk Üyesi
Katılım
22 Ocak 2007
Mesajlar
1,588
Tepkime puanı
0
Yaş
31
çok ilginç bir kişiliği varmış,şimdilerde nadir bulunan özelliklere sahipmiş,güzel paylaşım için teşekkürler :)
 

BurakD.

vwTürk Üyesi
Katılım
2 Kas 2010
Mesajlar
1,051
Tepkime puanı
0
büyük adamdı hala da büyük adam,

"Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün milletvekillerinden bilet parası almamasına şaşırmış nedenini sormuştu. Trenin milletvekillerine bedava olduğunu örgenince epey sinirlenmiş, "Ne de güzel halkçılık ama" demişti. "

işte olay budur .
 

golfesk

vwTürk Üyesi
Katılım
23 May 2008
Mesajlar
2,182
Tepkime puanı
10
Yaş
38
Konum
ESKİŞEHİR
Şehir
eskişehir
Aracınızın Markası
VW
Aracınızın Modeli
Golf MK4 GTİ
Mesleğiniz
Cad Cam Uzmanı
İsim Soyisim
Ercan yılmaz
bir yerde okumuştum yabancı devlet adamlarından biri sanırım yanlış hatırlamıyorsam vefat ettikten sonra 100 yılda bir gelir böyle bi devlet başkanı oda türklere geldi diye cümle kullanmıştı.
 

SæFæK

vwTürk Üyesi
Katılım
19 Kas 2010
Mesajlar
333
Tepkime puanı
0
Yaş
29
19. "LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!"

İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti : "Adam olmak demektir hocam, adam olmak! "
 

cenkemre

vwTürk Üyesi
Katılım
25 Ara 2009
Mesajlar
345
Tepkime puanı
2
Yaş
46
Toprağı bol mekanı cennet olsun.... Lakin bu milletin ATA sına çok ihtiyacı var.
 

metinmb407

1
VWTURK Gold Member
Katılım
6 Eki 2010
Mesajlar
19,312
Tepkime puanı
4
Bunları Biliyor muydunuz ?
‎* 1-Che Guevara, 1967 yılında Bolivya’da yakalanıp öldürüldüğünde sırt çantası.........ndan; “Atatürk’ün ...Büyük NUTKU’nun” çıktığını...”

* 2- Fidel Castro nun:12 Mayıs 1961 tarihinde Havana'da görevli genç Türkiye diplomatı Bilal Şimşir'den ABD NİN BİLGİSİ OLMAMASI şartıyla "Atatürk'ün Büyük Nutuk Kitabını" istediğini... Ve: "Devrimci M.Kemal ATATÜRK varken, Türk gençleri neden kendilerine başka önder arıyorlar?" dediğini,

* 3- 1935'teki Uzun Yürüyüş öncesinde Şankay Meydanı'nda toplanan binlerce Çinliye seslenen Mao'nun ilk sözlerinin : "Ben, Çin'in Atatürk'üyüm. ."olduğunu,

* 4- Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,

5- 1938'de, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı döneminde,danışman, senatör ve bakanlarından oluşan yüz yirmiden fazla kişiye; "Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim" dediğini,

* 6- 1938'de Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiirde;"Allah bir ülkeye yardım etmek isterse, onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir" denildiğini...
 

REC

vwTürk Üyesi
Katılım
23 Ocak 2007
Mesajlar
2,927
Tepkime puanı
1
guzel bilgiler... tesekkurler...
 

ertugrul3344

vwTürk Üyesi
Katılım
14 Ocak 2010
Mesajlar
820
Tepkime puanı
0
Yaş
50
Köylü Milletin Efendisidir"
ATATÜRK ve HALİL AĞA

Yüce önder Atatürk Cumhuriyet'i kurduğu yıllarda devlet işlerinden yorgun düşmüştü.Yeni yönetim biçiminin vatandaşlar tarafından nasıl karşılandığını merak eder olmuştu.
Bir gün canı iyice sıkılmıştı.Nuri Conker'i yanına çağırarak:
"Gel yardım et bana..Kaçalım köşkten.."
Onun bu içtenlikli isteği karşı çıkmak,büyük bir haksızlık olacaktı.
"Tamam ,sen planı hazırla ben uygulamasını yaparım.."
Atatürk ve Nuri Conker,birinin hazırladığı,ötekinin uyguladığı plan sonunda Florya Köşkü'nün tüm nöbetçilerini atlatırlar ve köşkten kaçtılar.Altlarında ,Nuri Conker'in bir arkadaşının arabası vardı.Eylül sonu akşamı sonbaharın tadını çıkartarak,Çekmece'ye doğru gidiyorlardı.
Birden Atatürk'ün gözleri akşam güneşi altında çift süren bir köylüye takıldı.Yaşlı bir adamdı bu. Sapanın sapına iyice yapışmış,toprakları yavaş yavaş deviriyordu.Fakat çifttin bir yanında öküz,bir yanında merkep vardı.Eşit güçle çekilmediği için sapan yalpa yapıyordu.Atatürk şoföre durmasını söyledi. İndiler.Köylüye seslendi:
"Kolay gelsin ağa.."
Köylü bu sese başını çevirmeden karşılık verdi:
"Kolay gelsin."
"İşler nasıl ağa? Bu yıl mahsulden yüzünüz güldü mü?
Köylü isteksiz konuştu:
"Tanrı'nın gücüne gitmesin bey,bu yıl yufkaydı mahsul.Kabahatin acığı bizde ,acığı yukarda!Biz geç davrandık,yukarısı da rahmeti esirgedi."
"Bakıyorum sapanın bir yanında öküz,bir yanında merkep koşulu.öküzün yok mu senin?"
"Var olmasına vardı ya, hıdrelezde vergi memurları sattılar"
"Hiç vergi memurları köylünün üretim aracını satar mı ? Olmaz böyle şey ! Muhtara şikayet etseydin.."
Köylü güldü:
"Muhtar başımda deel miydi !? Memurun a bey?
Atatürk dudaklarını dişleri arasında ezerek konuştu :
"Kaymakama gitseydin."
Köylü Halil Ağa iyice güldü.
"Sen de benle gönül mü eyleyon beyim?" Dedi.
"Kaymakamın haberi olmadan bizim buralardan kuş bile uçmaz."
Atatürk konuşmayı sürdürdü:
"E peki, İstanbul şuracıkta.Geleydin valiye anlataydın derdini.. Onun işi bu değil mi?
Köylü ,Atatürk'ün saflığına inanmış, iyiden iyiye gülüyordu.Konuşmanın tadını çıkardığı için keyiflenmişti de biraz.Kestirip attı:
"Bırak şu sağarı Allasen, biz onun buralardan gelip geçtiğini çok gördük.Yakasına yapışsak acep derdimizi duyurabilir miyiz ?
Atatürk sordu :
"Adın ne senin ağa?"
"Halil… Köylük yerde sorsan Halil Ağa derler.."
"Demek varlıklısın?" Ağa dediklerine göre."
"Acık çiftimiz – çubuğumuz varken adımız ağaya çıkmış"
"Peki Halil Ağa, senin işin beni bayağı meraklandırdı.benim bildiğime göre ,bir çiftçinin üretim aracı elinden alınmaz.Sen aldılar diyorsun.Hadi kaymamak şöyle,vali böyle diyelim; e peki bir başvekil İsmet Paşa var bilir misin ?"
"Bilmez olur muyum beyim?"
"Tamam öyleyse hemen her hafta İstanbul'a geliyor.Florya Köşkü'ne iniyor.Köşk de şuracıkta Birgün kapıda bekleseydin de derdini dökseydin ona..Herhalde çaresini bulurdu."
"Sen benim konuşmamdan hoşlaştın, gönül eyliyorsun.Ama bak şimci,tutalım gittim vardım, beni o kapıya koymazlar ya..Tutalım ki koydular, koskoca İsmet Paşa'mızı göstermezler ya. Tut ki gösterdiler ya ona halimi nasıl yanacağım hele; o sağarın sağarı! Heç işitmez beni.."
Nuri Conker lafa karışmak istedi.Atatürk bir hareketiyle onu durdurdu.
"E peki bakalım bu dediğime ne bulacaksın?" dedi. Atatürk koca yaz şuracıkta oturup duruyordu.Gitseydin,çıksaydın önüne ,anlatsaydın halini. O da seni yüzüstü bırakacak değildi ya !..
Köylü iyice keyiflenmiş, gülüyordu:
"Sen nediyon bey?"dedi. Mustafa Kemal Paşa Atatürk'ümüzün yüzünü görmek için peygamber gücü gerek…Hem, tut ki gördük. Yiyip içmekten,işinden gücünden başını kaldırıp bizim öküzün arkasından mı seyirecek?.."
Halil Ağa, sigarasının son nefesini ciğerlerine doldururken,Atatürk'ten yeni aldığı sigarayı da kulağının arkasına yerleştiriyor,çiftinin başına gitmeye hazırlanıyordu.Konuşacak bir şey kalmamıştı.Atatürk köylünün omzuna elini koyarak,
"Senden hoşlandım Halil Ağa" dedi.Birgün köyüne de gelir,bir ayranını içerim.Açık yürekli bir vatandaşsın.Ama yine de sana söylüyorum hakkını kimsede bırakma ara"
Döndüler, arabaya bindiler.Halil Ağa onları uğurladı.
"Meraklanma beyim,eyvallah heç kimse bizim hakkımıza el değdiremez.Fakat bu, Baba'ya borçtur.Ödenmesi gerek.."
Otomobil hareket etti.Atatürk'ün canı sıkılmıştı.
"Bir uygun yerde dönelim,tadı kaçtı bu işin!.."Dedi.
Dönüş yolunda Atatürk konuşmuyor sigara üstüne sigara yakıyordu.Yüzünde ince bir keder vardı.
"Yahu çocuk, şu Halil Ağa'nın vergi borcundan öküzü satmışız,merkeple çift sürüyor, hala da "Devlet Baba" diyor. Ne mübarek millet, bu millet.."
Köşke döndüklerinde Atatürk yaverine emretti:
Şimdi; İstanbul'da ne kadar bakan,milletvekili varsa hepsini telefonla bulacaksın!..Bu akşam kendilerini yemeğe bekliyorum.Ayrıca Vali Muhittin Üstündağ ile İsmet Paşa'yı bul,onlara da haber ver.
Yaver odadan çıktı.Atatürk,Nuri Conker'e döndü:
"Şimdi sende arabayla çıkıp o Halil Ağa'ya gideceksin.Ona benim kim olduğumu söyleme. Tüccar, zengin bir adam filan dersin."Seni sevdi,sana öküz alıverecek"diye bir şeyler söyle, kandır.Kuşkulandırmadan al getir buraya."
O akşam Atatürk'ün sofrasında Başbakan İsmet İnönü, bakanlar, milletvekilleri ve İstanbul Valisi Muhittin Üstündağdan oluşan yirmibeş konuk vardı.
Atatürk," Bu akşam soframıza efendimiz gelecek" dedi."Kendisine nasıl davranacağınızı çok merak ediyorum."
Bir süre sonra içeri baş yaver girdi ve Atatürk'ün kulağına bir şeyler söyledi.
Atatürk"Buyursun!" dedi.
Başyaver kapıyı açıp da Halil Ağa, gündüz konuştuğu beyin sofranın başında oturduğunu,yanı başında da İsmet Paşa'nın yer aldığını görünce, şaşkınlıktan dona kaldı.Dizlerinin bağı çözülmüştü.
Atatürk onu görünce ayağa kalktı.Arkasından tüm konuklar da ayağa kalktılar.
Atatürk son konuğunu,"Hoş geldin Halil Ağa"diye karşıladıktan sonra kendisini sofradaki konuklarına tanıttı:
"İşte beklediğimiz efendimiz" dedi.
Nuri Conker,Halil Ağa'yı Atatürk'ün sağ başına oturttu, kendiside yanındaki sandalye ye geçti. Atatürk sofradakilere, o gün köşkten nasıl kaçtığını,Halil Ağa'yı bir yanında öküz, bir yanında merkeple çift sürerken nasıl gördüğünü,sigara yakmak bahanesiyle nasıl kendisi ile konuştuğunu ayrıntılı bir biçimde anlattıktan sonra şöyle dedi.
"Şimdi gerisini Halil Ağa ile birlikte yanınızda tekrarlayacağız.Ben sorduklarımı baştan soracağım,Halil Ağa da orada bana söylediklerini olduğu gibi tekrarlayacak."
Halil Ağa'ya döndü:
"Bak beri Halil Ağa" dedi."Sen benim bu akşam başmisafirimsin .Senin açık sözlülüğünü pek çok beğendiğimi bugün söyledim. Konuşmamızdan sana hiçbir zarar gelmeyecek.Öküzü de alacağım.Ama şimdi ben tarla da sorduklarımı baştan soracağım, sende orada söylediklerini aynen tekrarlayacaksın.İşte soruyorum:
"Bakıyorum sapanın bir yanında öküz,bir yanında merkep koşulu.Öküzün yok mu senin?"
Halil Ağa dudakları titreyerek Atatürk'ün ayağına kapanacak oldu.Atatürk önledi:
"Yoo bak böyle şey istemem.Soruyorum cevap ver."
Soru cevap valiye kadar aynen tekrarlandı.
Sofradakiler, soluk almadan konuşmayı izliyorlardı.Ürkütücü sorulara gelmişti sıra.Atatürk sordu.
"Peki ,İstanbul şuracıkta, gideydin valiye,anlataydın derdini…
Onun işi bu değil mi?
Vali Muhittin Üstündağ Halil Ağa'nın ancak iki metre ötesinde kendisine bakıyordu.Nasıl desin?
Ter basmıştı iyice, işi savuşturmanın yoluna kaçtı:
"Vali paşamızı biz görüp dururuz buralarda.Eteğine düşsek derdimizi duyurabilirmiyiz ki…
"Olmadı bu, Halil Ağa!..Bana dediğin gibi dos doğru…
"Böyle demedik mi beyim ?.."
"Ya, ben mi yanlış anladım?.."
"Dur soralım bakalım Nuri'ye.Nuri, böylemi dedi bize Halil Ağa?"
Nuri Conker karşılık verdi:
"Hayır Paşam!.."
"Gördün mü?.. Demek aklında yanlış kalmış.Hani bir şey dediydin sen vali neden duymazmış?..
"Aynen bana söylediğin gibi söyle"
Halil Ağa kekeleyerek konuştu:
"Köylük yerinde bizim dilimiz sağar demeye alışmıştır.Paşam" dedi."Kusura kalma gayri"..
"Diplomatsınki yaman diplomatsın,Halil Ağa…Ama şimdi diplomatlık sırası değil.doğru konuşacağız…Söyle bana, orada dediğin gibi…"
Halil Ağa gözünü yumup başını yere eğdi.
"Şaşırmıştım, ağzımdan yanlışlıkla "Bırak bu sağarı" diye bir laf kaçırmıştım…"
Sofrada gülüşmeler başlamıştı.
"Hadı bunuda oldu diyelim.Geçelim gerisine:E Peki ,bir Başvekil İsmet Paşa var,bilirmisin?"
Halil Ağa ,İsmet Paşanın yüzüne baktı ve gözlerini yere indirdi:
"Şanlı İsmet Paşa'mız bilinmez olurmu ? O bugüne bugün.."
Atatürk ,Halil Ağa'yı durdurdu.
"Bırak şimdi övgüleri" dedi."Ben şimdi gerisini getireyim:Tamam öyleyse, hemen her hafta İstanbul'a geliyor,Florya Köşk'üne iniyor ,köşkte şuracıkta.Birgün kapıda bekleseydin de derdini dökseydin ona.Herhalde bir çaresini bulurdu."
Halil Ağa yine kaçamak yanıt verdi.
"Kapıya koymazlar bizi,koysalar da şanlı paşamıza öküzümüzü mü yanacağız!...
Atatürk'ün sesi iyice sertleşti:
"Beni uğraştırma,Halil Ağa"dedi.Erkek adam sözünü yalamaz,ne dediysen,tıpkısını tekrarlayacaksın!..
Halil Ağa ürktü, toparlandı.Başını yine yere gömüp konuştu.
"Şanlı paşamıza da sağar dedik ya.."
"Yalnız sağar değil,sağarın sağarı" değil miydi?"
Halil Ağa yere eğik başını acıyla salladı.
"Öyle dedikti paşam, doğrusun!" diyebildi.
Atatürk İsmet Paşa konusunda daha fazla ısrar etmedi,sözü kendine getirdi:
"Son soruyu sorayım şimdi" dedi" Bununda karşılığını ver,öküzünü al git."Koca yaz şuracıkta Atatürk oturmuyor mu ? Gitseydin, çıksaydın önüne, anlatsaydın halini o da seni yüzüstü bırakacak değildi ya ?
"Hiç bırakır mı aslan paşam benim!...Erip erişir de tarlama dek gelir halimi dinler."
"Bırak bunları Halil Ağa dediğini tekrarla."
Halil Ağa birden diklendi.Her şeyi göze almış insanların yiğitliği içinde doğruldu.Atatürk'ün gözlerinin içine bakarak konuştu:
"İşte bunu demem paşam!" dedi."Ağzıma ateş doldur,işte bunu demem!"
Atatürk gülmeye başladı:
"Zorlatacak bizi bu Halil Ağa laf anlamıyor" dedi."Mustafa Kemal Atatürk'ümüzün yüzünü görmek için peygamber gücü gerek demiştin, yanılmıyorsam.Görsem de işinden gücünden,yiyip içmekten başını kaldıracak da bizim öküzün arkasından mı seyirtecek" demiştin".
Halil Ağa'nın gözlerinden yaşlar inmeye başladıTaş kesilmiş,duruyordu.Atatürk konuşmasını içtenlikle sürdürdü:
"Atatürk de işi içkiye vurmuş,sarhoşun biri demesine getirdin ya fazla üstelemeyelim" dedi.
"Şimdi bak beni dinle ,Halil Ağa…
Seni şu kadar üzmemin sebebi, şunu anlatmak içindi: Şu gördüğün altı bay, hükümet…Yani,biri başbakan,ötekilerde bakan! Memlekete göz kulak olacak,işleri evirip çevirecekler diye bu makama getirilmişler.Bir kanun gerekti mi? bu baylar hemen sıvanırlar,İsviçre'den mi olur,Fransa'dan mı, velhasıl neredense, bir kanun buluşturulur,Türkçe'ye çevirtirler, sonra basıp imzayı göndeririler.Büyük Millet Meclisine…Bu millet Meclisi dediğin, şu alt baştan senin yanına kadar olan beyler.Kanun bunlara gelir.Bunlarda Hükümet elbette incelemiş,gereğini düşünmüştür,benim ayrıca zorlanmama gerek yok derler ve kaldırırlar parmaklarını,olur sana bir kanun!..Ama sonra bir vergi memuru gelir vergi borcundan Halil Ağa 'nın öküzünü çeker satar…Halil Ağa da tarlasını bir yanda merkeple, bir yanda öküz,ırgalana ırgalana sürmeye çalışır.Ama üretim düşermiş,ekin zorlaşırmış kimin umurunda…Sonra ben bunları görürüm, içim kan ağlar,işitirim tasalanırım! E.. hakça söyle bakalım Halil Ağa..Sen benim yerimde olsan,efkar dağıtmak için,bunları bu beylerle konuşmak için içmez misin? Ama sonra da Halil Ağa tutar ,sana Sarhoş der…"
Halil Ağa'nın dili çözülmüştü:
"Öyle diyen yok haşa!...Dinden çıkmak gibidir…Buldun mu bunu hacısı da içer, hocası da içer…"
Peki sende içer mi sin?
"Hiç bulunurda içilmez olur mu paşam?..İçeriz ki tıpkı şerbet gibi!..
Atatürk hizmet edenlere işaret etti.kadehleri doldurttu.Kendi kadehini Halil Ağa'ya uzattı.
"Hadi bakalım Halil Ağa" dedi.
"Sağlığına içelim ."
………………
Daha sonra Halil Ağa köyüne dönmek için müsaade ister.
Atatürk Nuri Conkere İşaret eder. Halil Ağa önce Atatürk'ü daha sonrada salonda bulunanları selamlayarak salondan ayrılır.
Atatürk sofradaki öteki konuklarına döndü:
"Efendimizin halini gördünüz mü ? beyler dedi."Devlet size böyle davransa siz ne yapardınız?Mübarek millet bu, adam millet bu…Şimdi bu adam milletin karşısında" adam olmak bize düşüyor!..
Sofrada kesin bir sessizlik vardı .Kimse gözlerini Atatürk'ten ayıramıyordu:
"Halil Ağa'nın öküzünü satıp, üretimini aksatan kanunu ya biz yaptık yada bizim yaptığımız kanun yanlış yorumlanarak Halil Ağa'nın öküzünü satıyor.İkisi de bence birbirinden farksız…Böyle bir kanun yaptıksa,memleket çıkarlarına aykırıdır.Nasıl yaparız nasıl yapmışız bunu?Eğer yaptığımız kanun doğru da yorumlanması yanlış oluyorsa, o zaman sormak lazım:Hükümet nasıl bir yöntem içindedir.Sonra unutmayın ki olay İstanbul'da geçiyor.Bunun Van'ı var,Bitlis'i var,kıyı bucak ilçesi var.acaba oralarda neler oluyor? BU ÇARK İYİ DÖNMÜYOR BEYLER!...

T.Fikret BİLGİN

Kaynak : İsmet Bozdağ"Atatürk'ün Fikir Sofrası"
 

ertugrul3344

vwTürk Üyesi
Katılım
14 Ocak 2010
Mesajlar
820
Tepkime puanı
0
Yaş
50
Cankaya Köskünün Tarihi

TARİH 13 Mayis 1921.
Mustafa Kemal gün dogarken uyandi.
Halbuki yatali bir iki saat ancak
olmustu; disaridaki gürültüye uyanmisti.

Pencereyi acti;
gürültü cikaranlari seyretmeye basladi.
Ankara Gari bitisigindeki
iki katli istasyon sefi lojmanini
hem ev hem de calisma ofisi
olarak kullaniyordu.

Tren istasyonu, son dönemlerde oldugu gibi,
o gün de asker ve cephane nakillerinden
birine taniklik ediyordu.

Kuzeni Fikriye, ayak sesinden
Mustafa Kemal’in uyandigini anlayip,
her sabah kendi eliyle pisirdigi
orta sekerli kahveyi odasina götürdü.
Sivas’tan beri Mustafa Kemal’in
hizmetinde olan Ali Cavus da
gazetesini getirdi.

Bugün, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nden
konuklari gelecekti.
inönü zaferi ve Türk Ordusu’nun
son durumu hakkinda
röportaj yapacaklardi.

Birkac saat sonra,
basta Rusen Esref (Ünaydin) olmak üzere
gazeteciler geldi.
Kahveler icildi; röportaj yapildi.

Ancak Rusen Esref’in dikkatini
Mustafa Kemal’in yorgunlugu cekti.

Mesele anlasildi;
Mustafa Kemal sabaha kadar calisiyor;
uykuya daldigi sirada tren garinin
gürültüsüyle uyanmak zorunda kaliyordu.

Rusen Esref’e göre,
ulusal kurtulus savasini organize eden
"beyin"in dinlenmesi gerekiyordu.

Ama o günlerin Ankara’sinda
ev bulmak kolay degildi.

Mustafa Kemal,
27 Aralik 1919’da Ankara’ya geldiginde,
savas karargahina dönüstürülen
Ziraat Mektebi’nin kücücük bir odasinda
kalmisti.

Ulusal mücadeleye destek icin,
basta İstanbul olmak üzere
bircok sehirden Ankara’ya gelenlerin
en büyük sorunu, barinacaklari ev bulmakti.

20 bin kisilik Ankara ihtiyaca cevap veremiyordu...

Röportajdan üc gün sonra...

Rusen Esref,
Mustafa Kemal’i Ankara’nin
yazlik bagevlerinin bulundugu
Cankaya sirtlarinda atla dolasmaya ikna etti.

İste bu at gezintisi,
Cankaya Köskü’nün dogmasina
neden olacakti...

Kente hakim yesil bir tepe üzerindeki
Cankaya’da, büyük baglar ve
meyve bahceleri vardi.

Bag ve bahcelerin icine tek katli
gösterissiz evler yapilmisti.

Rusen Esref, en azindan
yaz ayini bu evlerden birinde
gecirebilecegini teklif etti.

Mustafa Kemal kabul etti.
Begendigi bagevini gösterdi:
iki katli, moloz tasli, dösemeleri ve
catisi ahsap binanin üzeri kiremitle
örtülü bir evdi burasi.

Zemin katindaki tasligin her iki yaninda,
birisi daha kücük iki oda vardi.

Kücük odanin arkasindaki merdivenden
üst kata cikiliyordu.
üst kat, zemin kat planinin aynisiydi.
Ayrica cikma iki balkonu vardi.

Evin tuvaleti disaridaydi.

Ankara’ya hakim bir tepede
yesillikler icinde bulunan bu bagevinin
begenilmesinin en önemli nedeni,
arazi icinde üc evin olmasiydi.
Dolayisiyla bunlar da korumalar,
yaverler ve yardimcilar icin
kullanilabilecekti.

Begenilen ev, bölgede
"Kasapyan Bagevi" olarak biliniyordu;
Ankarali bir Ermeni tüccar tarafindan
yaptirilmisti.

Zengin kuyumcu ev sahibi,
savas sirasinda kenti terk ederken,
bagevini de esyalariyla birlikte
Ankara’nin taninmis ailelerinden
Bulgurluzadeler’e satmisti.

Mustafa Kemal’in bagevini begendigini
ögrenen Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Baskani,
Ankara Müftüsü Rifat (Börekci) Efendi,
hemserilerinden topladigi paralarla evi,
Bulgurluzade Tevfik Efendi’den
4 bin 500 liraya satin aldi ve
Mustafa Kemal’e hediye etti.

O da evi tek sartla kabul etti;
bagevini Türk Silahli Kuvvetleri’ne
bagislayacakti.
Ayni yil tescil islemi
Milli Savunma Bakanligi adina yapildi.

Kasapyan Bagevi’nin sahibi Mehmetcik’ti.
Adi "Ordu Evi" oldu,
kiracisi ise Mustafa Kemal’di...

Kücük bir onarimdan sonra,
Mustafa Kemal haziran ayinda,
Fikriye ve diger yardimcilariyla
bu bagevine tasindi...

Kösk, Fikriye Hanim’in zevklerine göre
dösenmisti.

Cankaya Köskü’nün ilk "first lady"si
Fikriye Hanim’di...

26 Agustos 1922.

Büyük taarruz basladi.

Türk Ordusu,
9 Eylül’de İzmir’e girdi.

Bes gün sonra,
Mustafa Kemal İzmir’de siradisi
bir kadinla tanisti: Latife.

29 Ocak 1923’te evlendiler.

Latife Hanim, 20 Subat’ta
Ankara’ya geldi.

İzmir’in taninmis zengin ailesinin
konaklarda büyümüs, Avrupa’da okumus kizi;
yollarinin camur deryasi oldugu,
kuyu suyunun kullanildigi,
soguk, harap ve her türlü konfordan
yoksun bu bagevine cok sasirdi.

Ulusal kurtulus stratejisinin,
kül ve toz yiginlari icindeki
bu evde planlandigina inanamadi.

Latife Hanim,
bagevini yeni yasamina uygun
hale getirmek icin kollari sivadi.
öncelikle ev, mekan olarak
büyütülecekti.

Görev, Mimar Vedad (Tek) Bey’e
verildi.

Mustafa Kemal ve Latife Hanim,
gecici olarak yine Cankaya’da
üc odali bir eve tasindilar.
Bu evin dami akiyordu;
bunun üzerine bagevinin insaati
bitene kadar İzmir’de kalmaya
karar verdiler.

Mimar Vedad Bey,
eski binanin güney yönüne
6.5 metre eninde tüm bina boyunca
uzanan iki katli yeni bir yapi ekledi.

Eklenen bölümün alt katinda
büyük bir yemek odasi ve
kücük servis ofisi vardi.
Eski yemek odasini
calisma odasina dönüstürmüstü.

Yatak odalari, salonlar, banyolar,
kütüphane yeniden tasarlandi.

Binaya bir kule eklendi ve
bunun alt katinin bir bölümü radyo,
bir bölümü de sigara odasi olarak
ikiye bölündü.
üst kat calisma odasi yapildi.

Ceviz rengi ahsap lambri paneller,
sivri kemerli renkli vitray pencereler
gibi degisikliklerle bagevi
yepyeni hale getirildi.

Evin dekorasyonu da yenilendi;
istanbul Psaldi’den oval aynalar,
neo barok büfeler, yeni mobilyalar alindi.

insaati ve ic tasarimi bittikten sonra
Latife Hanim, heyecanla
evi Mustafa Kemal’e gösterdi.

Latife Hanim’in beklemedigi oldu;
Mustafa Kemal evi begenmedi.

Begenmemesinin nedeni,
Latife’nin özellikle Fikriye Hanim’in
yaptiklarini cöpe atmasiydi!

Bir de agaclarin kesilmesine kizmisti...

Mustafa Kemal aslinda
yeni evden hosnuttu;
hemen her gece arkadaslarini
yemege davet ediyordu.

Kösk’ün geleni gideni coktu.
Latife Hanim tüm bunlari düzene sokmak
istedi ve Cankaya Köskü’nün
ilk protokol kurallarini devreye soktu.

Mustafa Kemal
bu uygulamalardan rahatsiz oldu.

Ardindan, Almanya’da Sanatoryum’da
tedavi gören Fikriye’nin Kösk’e gelip
bir-iki gün kalmasina
Latife Hanim’in sert tepki göstermesi;
Fikriye’nin intihar etmesi ve
benzeri olaylar üzerine;
5 Agustos 1925’te
Mustafa Kemal ile Latife Hanim bosandilar.

Kösk kadinsizdi artik...

Latife Hanim’in Cankaya Köskü’nden
ayrildiktan sonra Mustafa Kemal’in
ögrenimlerine yardim ettigi
dört manevi kizi ve ögretmenleri
isvicreli Madam Baver
Kösk’te yasamaya basladi.

Bu arada Kösk’te mimari acidan
yapisal sorunlar cikiyordu.

istanbul Haydarpasa Gari gibi
bircok yapiyi gerceklestiren
Alman Holzmann firmasinin uzmanlari,
Kösk’teki müteahhitlik sorunlari icin
Ankara’ya davet edildi.

Alman uzmanlarin yaptigi incelemeler sonucu,
Vedad Bey’in üst kattaki Sark Salonu’nu
olustururken yaptigi bölme duvarin,
ahsap dösemede önemli bir sarkma
meydana getirdigi görüldü.

Ayrica, zemin katta yapilan duvarlar,
üstten gelen yüklerle kamburlasmisti.

Almanlarin raporu üzerine
mimar Arif Hikmet (Koyunoglu) ve
insaatci Erzurumlu Nafiz Bey,
Kösk’ün tadilatiyla görevlendirildiler.

Onarim sirasinda,
kisin bir türlü isinmayan Kösk’e,
merkezi isi donanimi da yapildi;
yani kalorifer dösendi.

İnsaatin maliyeti 8 bin lirayi bulmustu.

Ama sorunlar ileriki yillarda da
ortaya cikmayi sürdürdü.

CANKAYA’daki bagevine eklemeler yapildi;
onarimlarda bulunuldu;
tadilatlar yapildi ama
ihtiyaca yeterli hale getirilemedi.

Mustafa Kemal artik bikmisti
bu sonu gelmeyen onarimlardan.
Ayni arazi icine yeni bir bina
yapilmasini istedi.

Bagevi arazisi büyütülerek buraya
yeni bir bina yapilmasi icin,
Mayis 1930’da
Prof. Dr. Clemens Holzmeister görevlendirildi.

Prof. Holzmeister, dünyaca ünlü bir mimardi.

Uzmanligi, Roma döneminden
20. yüzyila kilise mimarisiydi.

Ayni zamanda Krim Kilisesi,
Dornback Kilisesi, Vogelweidplatz Kilisesi
ve Brezilya’da Belo Horizonte Katedrali’ni
insa etmisti.

Gerici cevrelerin,
Atatürk’ün oturdugu Cankaya Köskü’nü
kilise canlariyla özdeslestirip "Can-Kaya"
adini vermelerinin nedeni,
köskün mimari Prof. Clemens Holzmeister’in
kilise ve katedral yapmasi miydi acaba?

Sanmam. Onlar,
Batililasmaya karsi olduklari icin
kelime oyunu yapiyorlardi.

Clemens Holzmeister sadece mimariyle
ilgilenmiyordu; resim ve heykel yapan
cok yönlü bir sanatciydi.
Öyle ki, 1929’da yaptigi Sehlageter Aniti,
Adolf Hitler tarafindan yiktirilacakti.

Türkiye, Naziler’den kacan
bircok bilim adamina oldugu gibi,
Prof. Clemens Holzmeister’e de kapisini acti.

Kizi dünyaca ünlü artist Judith Holzmeister,
Nazi kampindan canli cikmayi basaran
nadir isimlerden biriydi...

Prof. Holzmeister "Sürgün Yillari" adli kitabinda,
Hitler yüzünden ülkesinden uzakta gecirdigi yillari yazdi...

Avusturyali mimar Holzmeister,
Cankaya Köskü’nün tasarimini
bes günde hazirladi.

27 Temmuz’da, Atatürk Yalova’da
kaplicada dinlenirken projenin
kesin planini ve maketini takdim etti.

Projeye göre, yeni bina
bodrum kati üzerine iki kat cikilarak
insa edilecekti.
Giris kati calisma ve kabul salonu;
üst kat ise ikametgah olacakti.

Proje aslinda biraz eklektikti;
geleneksel Türk ev stili ile
Bati yasam tarzinin rahatligi
birlestirilmisti.

Kösk’ün ic mekanlarini
Viyana Güzel Sanatlar Akademisi
tasarlamisti.

Atatürk projeyi cok begendi.
Yapimla ilgili kararlari Prof. Holzmeister’a
birakti.
Ama tek istegi vardi; agaclar korunacakti.
Kasim basinda yer belirlendi;
yeni bina eski bagevinin hemen yanina
yapilacakti.
Yapi ve malzemelerin tümü Avusturya’dan getirildi.

1931 yili basinda insaat basladi.

1932 yili haziran ayinda Cankaya Köskü
insaati bitti.
Binanin dis cephesi,
Atatürk’ün sevdigi pembe renge boyanmisti.
Bu nedenle bina "Pembe Kösk"
olarak adlandirilacakti.

Bugün hala Cankaya kompleksinin rengi
"pembe"dir...
Yeni Kösk’ün tüm mobilyalari
Viyana’dan getirildi.
Ne yazik ki Ankara’nin iklimi
bu mobilyalara iyi gelmedi,
cabuk cürüyüp kullanilmaz hale geldiler.

Atatürk 1921 yilindan beri oturdugu
bagevinden ayrilip -bugün sadece
ikametgah olarak kullanilan-
Cankaya Köskü’ne tasindi.

Eski bina, bugün "Müze Kösk"
adiyla kullanilmaktadir.

Cankaya Köskü zamanla cok büyüdü;
438 dönüme ulasti.

Eski binalara eklemeler yapildi;
yeni binalar olusturuldu.

Örnegin, Atatürk’ün 1921’de bagevinde
yaverlerin kullanimina verdigi "Yaveran Odasi",
eklemelerle "Basyaverlik Binasi" haline getirildi.

Bagevinde hizmetkarlarin oturdugu ev
büyütülerek, "Genel Sekreterlik Binasi" oldu.

Her iki binayi da Türk mimar
Seyfi Arkan (1904-1966) yapti.

Vedad Tek’in ögrencisiydi.
istanbul Florya Deniz Kulübü gibi binalari
yaparak Atatürk’ün güvenini kazanmisti.

Atatürk, Mimar Arkan’i Cankaya Köskü’nde
yeni bir bina yapmakla görevlendirdi.
Bu mekan "Camli Kösk"tü.

Atatürk bu köskü kiz kardesi
Makbule Atadan icin yaptirdi.

1936’da yapimi bitirilen "Camli Kösk",
bugün yabanci misafirleri konuk etmek icin
"Devlet Konukevi" olarak hizmet vermektedir.

Büyük kurtarici Atatürk,
10 Kasim 1938’de vefat etti.
Cankaya Köskü’nün yeni ev sahibi,
Milli Sef İsmet İnönü’ydü.

Ancak basta Mevhibe Hanim olmak üzere
İnönü’ler, Cankaya Köskü’ne
tasinmaya sicak bakmadi.

ismet inönü, cumhurbaskanligi görevini
ikibucuk ay evinde yürüttü.
Ama pratikte bunun mümkün
olmayacagini anladilar.

Tasindilar.
Alisilmis ev boyutlarini asan
büyüklügüne zamanla alistilar...

inönü döneminde Kösk büyüdü;
1940 yilinda siginaklar yapildi.
Malum o yillar savas dönemiydi.

Kösk’ün 50 metre arkasindaki siginakta
iki oda, banyo, tuvalet vardi.
Kapisi celiktendi.
Masanin üzerine kuru cicekler
konmustu!...

Cankaya Köskü, yillar icinde
bircok cumhurbaskanina ve ailelerine
ev sahipligi yapti.

Zaman icinde yeni binalar yapildi.

Son olarak 29 Ekim 1999’da
kokteyller ve basin toplantisi icin
"Piramit Salon" hizmete acildi...

******

Soner YALCİN
 

bobmarley033

vwTürk Üyesi
Katılım
6 Kas 2010
Mesajlar
411
Tepkime puanı
0
Yaş
39
:turkey::turkey::alkis::alkis::6_18_5[1]::6_18_5[1]:

Ne Mutlu Türküm Diyene......
 

cenkozkan

vwTürk Üyesi
Katılım
1 Kas 2011
Mesajlar
95
Tepkime puanı
0
Çok büyük adamdı, hep özlüyoruz seni ATAM hep...
 

ihtiyar1

vwTürk Üyesi
Katılım
10 Ara 2011
Mesajlar
62
Tepkime puanı
0
Büyük insan, büyük Önder her zaman yüreğimizde
 
Üst Alt